Dizilen Diziler (Türk komedi dizilerinin analzi ve eleştirisi)


Diziler…Şüphesiz hayatımızın bir bölgesinde yer tutan,belki de hayatımızın ortasında duran şeyler… Hayatımızda yer alan bu yapımların niteliği, vermek istediği mesaj, verdiği duygu,topluma etkisi,kaynak aldığı eserle uyumluluğu,tarihi gerçekliğe uygunluğu,izleyecek kitlelerin geneline hitap etmesi… Bunlar çok önemli. Çünkü; şimdi bel altı espriler, RTÜK’ten ceza alacak derecede müstehcen sahneler, yasak aşklar, toplum ve bireyin ruh sağlığını etkileyecek senaryolar aldı başını gidiyor. Eski dizilerde bunlar nadirdi. Böyle insanlar, olaylarda nadirdi. Ben öyle tek kanallı, siyah-beyaz görüntülü günleri, Dallas’ı,A Takımı’nı,Beyaz Gölge’yi izlemedim. Seksenlerden bahsetmeyeceğim. O kadar eskiye gitmeyeceğim. Çünkü 2000 yılına geri dönsek yeterli. Hatırlar mısınız dört kız,üç erkek öğrenciler aynı evdeydi,cana yakın ev sahipleri vardı? 7 Numara… Sloganı “Sevgiyi ekrana taşıyan dizi” idi. Gerçekten öyleydi. Nasreddin Hoca Mizah Ödülü, Medyanın En İyileri 2001 (En İyi Yerli Dizi),Radyo TV Gazeteciler Derneği 24. Radyo Tv Oskar Ödülü,Ankara Üniversitesi Hukukçular Cemiyeti Derneği (En İyi Yerli Dizi),Büyük Kolej Yılın İletişimcileri Ödülü almıştı zaten ama benim kriterim kazanılan ödüller değil. 7 Numara’yı her sene izlerim… O dizi de 3 tane Kastamonu’dan gelen erkek öğrenci vardı: Saf,şehir görmemiş,duru,hiç olumsuz duygu bilmeyen,efendi…4 tane kız vardı Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen ve yurt hayatından bıkıp ev arayan. Birbirlerini iyi tanıyan zaaflarıyla dalga geçseler de zor zamanlarında seferberlik ilan eden. Bir de bir türlü çocukları olmayan sevgi ve gerçek aşkla yaşayan, iyi niyetli ev sahipleri. Ben 92 bölüm olan 7 Numara’yı her sene izlerim. Aynı evde kalmasına rağmen erkek ve kızların hiç birbirlerine yan gözle baktıklarını görmedim. Müstehcen sahne, komedi dizisi olmasına rağmen bel altı espri, küfür görmedim. Armağan ile Haydar’ın tamamen saf duygularıyla yaşadığı aşkı, öğrenci dostluğunu,ev sahiplerinin kiracılarına kol kanat gerdiğini gördüm. Duyguları, yaşanan durumları, verilen mesajları gerçek hayatımdan kesitmiş gibi hissettim. Çünkü dizidekiler ben gibi öğrenciyi canlandırıyordu. Dizinin merkezinde aile holdingi yoktu bakkal vardı. Mantıcı vardı. Kanka diye bişey yoktu zaten ama Kavak Yelleri olayları yoktu. İki kız kardeş biri hamile biri evli aynı adamla. Bu durum yok. Havuzlu,uşaklı,şöforlü villa yok. Naif,ahşap, sevgi dolu ev vardı.

Leyla ile mecnunda aynı şekilde. Dizi görünürde mahalle dizisi ama bir bölüm uzayda başka bölümde Cengiz Han’ın yemeğini yiyiyorlar. Sezar’ın düğününü basıyorlar. Senarist katıldığı programlarda`Benım mahallem büyük .`diyor. Dizinin ana karakteri olan Erdal Bakkal’ı canlandıran Cengiz Bozkurt ta ‘Bizi mahalle dizisi çekeceğiz diye kandırdılar.’diyor.(Gülüyor) Bu kadar yerel görünen mütevazi dizi aslında dünya çapında. Dünyanın en iyi ilk 10 yapımı arasında. Kaynakta Amerikan İMDB sitesi. Dizi komedi dizisi ama sitcoma karşı. Hatta göndermeler yaparak ta belirtiyor.+18 kelimeler geçmiyor. İnce espriler,Türk halkının klişeleşmiş,kalıplaşmış davranış ve sözleri ile güldürüyor.Bir nevi sosyolojik analiz diyebiliriz.Türk toplumunda görülen her şeyi bulabilirsiniz. Hatta kendinizi dizinin içinde buluverirsiniz. Dizi de günlük hayatta kullandığımız hitaplar var: hacı,hafız,başkan vs. Diziden bir şey anlamıyorum diyenler var. Sosyal medyayı ve güncel olayları takip etmeyenler dizide yapılan göndermeleri anlayamayabilirler. Dizi komedi ama gemi sesi bile duygu yüklü,anlam ifade ediyor. Gözünüzden yaş akma safhasında buluyorsunuz bazı sahnelerde. Hem gülmekten hem hüzünlenmekten… Dizi güncel komedi ama küfür yok. Ağır küfürler: sarkozy,tuvalet terliği,duş perdesi,damacana vs. Dizi de alkol yok meyve var.Sigara yok sakız var.Diğer diziler gibi sahilde içilen gazete kağıdına sarılı biralar,malikanelerde içilen buzlu viskiler yok. Dizinin tam orta yerinde çay var. Çay olmazsa olmazdır. Hatta dizi ekibinden bazı kişilerin yer aldığı müzik grubu Leyla The Band verdiği konserlerde bile çay içiyor. Dizi adından da anlaşılacağı gibi aşık-maşuk dizisi ama o diğer dizilerde ki ihtiraslı, entrikalı, cinsel duygulardan ,ego tatmin etmekten ibaret aşk değil. Komik ve tutkulu aşk. Dizi de bu iki kelime kadar uçuk işte. Komik ve tutkulu kavramları dizide yan yana ve hiç te sırıtmıyor. Dizide gençlere rol model teşkil edecek, özendirecek, özlem duyulan zenginlik, mükemmellik, popülaritelik yok. Dizide çizgili pijama giyen insanı, çay demleyen, alışveriş için pazara giden, lastikçi dükkanı, işsiz insanlar görürüz. Kendimizi, gerçek hayattan kişileri, gerçek hayattan durumları görürüz çünkü.
Bizim yaşantımıza benzer başka bir dizi daha vardı. Geniş Aile… İlginç tabirler, söz düelloları, sıradan duyguları sıra dışı kelime oyunlarıyla dile getiren aşıklar vardı. Kaç yaşına gelirse gelsin her zaman başını belaya sokan Cevahir ile onun rakibi Koyu Bilal…Rasim Öztekin,Halit Akçatepe,Ufuk Özkan,Zuhal Topal,İlker Ayrık gibi oyuncu kadrosu ile ekranlarda boy gösterdiler. Hele ki Cevahir’in Ulvi’ye sıraladığı sıra dışı kelimelerle kurduğu sıra dışı cümleler ayrı bir heyecan katıyordu diziye. Espiriler çok güzel ve ard arda gelince durdurup durdurup düşünmenizi sağlıyor.
“•Terminator’ün gözüne lazer tutan Ulvi.
•Akraba ziyareti yapayım derken akraba evliliği yapan Ulvi.
•Çaya kaç şeker attığını unutup bir daha atan Ulvi.
•Doktor ağzını aç deyince soyunup ağzını açan Ulvi.
•Disko topuyla plates yapan Ulvi.
•Zenginden alıp güzele veren Ulvi.
•13. Cuma filmine abdest alıp giden Ulvi.” Gibi. Bu sözlerde günlük hayatta karşılaştığımız trajikomik durumlar yer alıyor.

Ben sadece +18 olmayan dizileri öne çıkarmak, toplumdan gerçekleri komedi olarak sunmak, bir yerlere göndermeye yapmak iyi demiyorum. Demek istediğim bel altı espri yapmadan güldürebilmek, cinsel içerik olmadan aşkı anlatabilmek, duygusallık ve acıma duygusu için dram senaryosu yazmadan ağlatmak da mümkün. Onu söylemek istiyorum. Bunları yapabilen diziler sadece reyting kazanmıyor. Yıllar geçse de unutulmuyor. İnternet üzerinden her gün tekrar izleniyor. Bazı sahneler paylaşım rekoru kırıyor. Hem küçük çocuklara ya da rol model alması muhtemel çocukluk-gençlik arası dönemine kötü örnek veya yanlış örnek teşkil etmez. Bütün gençlerin son model araba, telefon,müzik çalar ve benzeri alması, sürekli popülaritelik duygusu, kızlarla erkeklerin her ortamda her zaman bol vakit geçirmesi,ebeveynlere karşı çıkmayı marifet,sorumlulukları eziyet olarak gören, sadece +18 şakalarla güldürmeye çalışan tipler olması isteniyor gibi sanki. Hem mümkünmüş hem de marifetmiş gibi. Unutulmaz üstad Kemal Sunal’ı bütün Türkiye niye sevdi? Hatta sadece Türkiye değil bütün dünya onu ‘Şaban Oğlu Şaban’ filmi ile sevdi.1977’de yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı bu film İmdb’de yapılan dünyanın en komik filmleri arasında en iyi film seçilmiştir. Ben burada öne çıkardığım dizileri Kemal Sunal gibi küfürsüz güldükleri,mesaj verdikleri, insanların egolarına hitap etmek yerine üstün oyunculuk ve sağlam senaryo ile izlendikleri için sevdim. Türkiye’de bu yüzden sevmiş olmalı. Acele ile yapılan bir televizyon işinin özenle hazırlanmış olma ihtimali nedir sizce? Leyla ile Mecnun’un senaristi olan henüz 27 yaşındaki Burak Aksak konuk olduğu bir programda “Ben televizyona bir projeyi bir senede teslim ederken başkaları her ay yeni projeler getiriyor. İşin kalitesi düşüyor.”diyor. Bir dizi yada sinema; önce kaliteli senaryo,genelde tanınmış oyuncular,güncel konular yada eskimeyen konular,diğer yapımlardan farklı ve özgün olması, genel izleyici kitlesine hitap etmesi gibi maddelerle ön plana çıkar yada arka plana atılır. Tabi bunların hiçbirini barındırmamasına rağmen büyük kanallarda saatlerde yayın akışında yer alan ve bunları yayın süresince izleyende var. Zevk meselesi tabii. Şuan basit bir zevk meselesi gibi görünse de önümüzdeki yıllar için yapılacak projeleri dolayısıyla kamuoyunun karşısına çıkacak dizileri etkileyecektir. Bu alan benim uzmanlık alanımın biraz dışında. Ben spor yazarıyım. Sadece bunları yazmak içimden geldiği ve birkaç kişi de olsa bu konuya dikkat ederek televizyon karşısında vakit geçirmelerini istediğim için yazdım.
Saygılarımla
Fatih ÜNLÜ

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir